Bir Tatilin Ardından-1:Yüksek Hızlı Tren

Bu yazıda hızlı treni değil yolculuğumu anlatıyorum. YHT hakkında bilgi almak istiyorsanız TCDD sitesini tavsiye ederim.

Ramazan Bayramı tatilini ailemle birlikte baba ocağında geçirmeye karar verdim. Rahatsızlığım dolayısı ile araç kullanamadığımdan Yüksek Hızlı Treni kullanmaya karar verdim. Daha önce Ankara-Konya arasındaki tecrübem sebebiyle YHT benim için ideal gözüküyordu. Bileti daha önce telefonuma indirmiş olduğum TCDD’nin uygulaması ile sorunsuzca aldım. Ankara-İstanbul gidiş dönüş alınca, tek yön fiyatı tam için 54 ₺ çocuklar için ise 35 ₺ oluyor.

Tren için Ankara garına erken gittik. Yanımızda çocuklar olduğu için erken gitmiştik ama tren hareket saatine yakın geldi. Bizede treni beklerken çocukların nazını çekmek kaldı. Tren biletlerinin kontrolü esnasında görevlinin elindeki cihaz telefonumdaki karekodu okuyamadı. PNR numarasını söyleyerekte hızlı şekilde işlemi sağlayabildim. Trende Konya seyahatlerimde hep Business Class kullanmıştım. Çocuklarda olunca tasarruf için bu sefer Ekonomi sınıfının ortadaki karşılıklı 4 koltuğunu aldım. Aile için ideal olacağını düşünmüştüm. Yerimize yerleştik ve rahat bir yolculukla İstanbula ve eziyetin başlangıcına ulaştık.

İstanbulda gitmemiz gereken yer Zeytinburnuydu ve trenden Pendik’te indik. Yolculuk sırasında nasıl gidebileceğimizi hesapladım. Pendik -Kartal Metro İstasyonu arasında otobüse binecek, metro ile Ayrılıkçeşmesine gidecek, Marmaray ile karşıya geçip Kazlıçeşme’de inecek ve taksi ile eve varacaktık. Güzel ancak uzun bir plandı. Uzatmayayım otobüsün kalktığı yeri buldum ancak bir problem vardı. Ankara’da bayramda bedava olan otobüsler İstanbul’da sadece bayramın birinci günü yarı fiyatına çalışıyordu. Ben ise İstanbul’da yaşamayan birisi olarak kartımda para var mı onu bilmiyordum. İşin kötüsü karta para yüklenecek tek yerde kapalıydı. Otobüs sürücüsüne kartı kontrol ettirdim, bana 1 geçiş ve 4 aktarman var dedi. Tabii boş gözlerle kendisine baktım. Tek anladığım bilet fiyatları yarım ise eşimle ben binebilirdik. Öylede oldu. Çocuklarda kucağa binince yolculuk tekrar başladı.

Bayramın birinci günü olması sebebiyle pek kalabalık yoktu. toplamda 1 saat 45 dakika civarında bir sürede Pendik YHT istasyonundan Zeytinburnu’na ulaşabildik. Tatilin geri kalanını parça parça paylaşacağım. Şimdi YHT’nin iyi ve kötü yanları:

YHT’nin iyi yanları:

  • Ekonomik. Bilet fiyatlarını TCDD sitesinde bulabilirsiniz.
  • Rötar kavramı yok. Tam zamanında kalkıyor ve tam zamanında varıyor.
  • Tren biletini almak ve trene binmek çok rahat ve problemsiz.
  • Yolculuk rahat. Gürültü ve sarsıntı yok denecek kadar az.
  • Restoran ve lavabo olması yolculuğa kolaylık sağlıyor.
  • Business Class gerçekten konforlu.

YHT’nin kötü yanları:

  • Ekonomi class iyi seviyede değil. Temizlik ve koltukları beğenmedim. Dönerken oğlumun oturduğu koltuk kırıktı. Ayrıca dönüş vagonunda priz bulamadık.
  • Vagonlar arasında gezen insanlar bazen başınıza dokunabiliyor.
  • Vagonlardaki insanların yarısı geri geri gidiyor. (Koltuk düzeninden dolayı mecburen.)
  • Ortada bulunan ve insanların karşılıklı oturdukları koltuklarda mahremiyet sıkıntısı var. Öncelikle alan çok geniş ve kişisel alan kavramı yok. İkincisi 4 saat boyunca tanımadığınız birisinin yüzüne bakmak hoş değil.
  • Bazı vagonlarda sıcaklık istenen seviyenin dışında.
  • Pendik YHT istasyonunda dönüş yolculuğunda aşırı bir kalabalık ve sıra vardı. Çocuklarla zorlandık.
  • Tuvaletler daha kaliteli olabilirdi.
  • Restoranda termostan sıcak su doldurulup çay verilmesi bence kabul edilemez.
  • YHT’nin Pendikte durması İstanbul içi ulaşımı zorlaştırıyor.

Şimdilik bu kadar. Yazıma Eyüp Sultan ve Pierre Loti, Çınarcık/Yalova ve büyükada izlenimlerimle devam edeceğim Çok yakında!

Terminator Genisys

307058.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Ön not: Yazı spoiler içerir. Filimi seyretmeden okumak isteyenlere duyurulur.

1991 yılında, lisede öğrenci olduğum zaman, kardeşimi yanıma alarak büyük bir heyecanla Çemberlitaş’a gitmiştim. Amacım o gün Şafak Sinemasında gösterime giren “Terminatör 2 (Kıyamet Günü)’nü” seyretmekti. İlk seans biletleri bittiği için ikinci seansa bilet bulabildik.

Filim öncesi sinema salonunun dışı gerçekten filimin adı ile uyumluydu: Mahşer gibi kalabalık. Kardeşim ezilecek diye çok korkmuştum. İlk seans geç bittiği için salona girişte sıkıntı oldu. O zamanlar sinemalarda yer gösterenlere bahşiş verilirdi. Yer gösterici bahşiş almak için herkesi sıra ile oturtmaya kalkınca zaman yetmedi ve birden ışıklar kapanıp film ve insanların bağırması başladı. Biz en yakın iki boş koltuğa oturup kurtulduk ve hem sinema perdesinde, hem de salonda Kıyamet Gününü izlemeye başladık.

Yukarıdaki anlattığım olaydan 24 yıl sonra dün,  Ankamall IMAX salonunda “Terminator Genisys” filmine gittim. Ne o zamanki kalabalık ne de insanlarda o zamanki heyecan vardı. Kendi adıma heyecanlıydım. Tekrar sinemada Terminatör seyretmek, hemde başrolde Arnold Schwarzenegger oynuyor! Ben ilk filmden beri Arnold’un tarafındayım belirteyim.

Film hakkında düşüncelerim:

  • Burada filimi anlatmak yada yorumlamak gibi bir amacım yok, bu işi yapan pek çok site var. Ben sadece aklımda kalan bazı şeyleri paylaşmak istedim.
  • Öncelikle belirteyim, en sevdiğim Terminatör filmi ikincisi, yani “Kıyamet Günü”. Bu filimi seyrettikten sonrada fikrim değişmedi.
  • İkinci olarak bir itirafta bulunayım: Filimden önce Arnold hariç diğer oyuncular kim diye hiç bakmadım. Açıkçası pekte umrumda değildi. Kendimi kaptırıp filime dalınca ve Sarah Conner ilk göründüğünde, baş rol kadın oyuncusunu tanıyamadım. İlk önce Jennifer Lawrence mı diye baktım ve o olmadığını anladım.Yaklaşık bir beş dakika sonra bizim Khaleesi’yi tanıyabildim. 😔 Saçlarını Linda Hamilton’a benzetmişler, sebep odur dedim kendime ama kurtaramadım. Utandık yani 😥
    Terminator-Genisys-150410-02

    Emilia Clarke – Sarah Connor modu.


    Emilia Clarke - Khalesee modu.

    Emilia Clarke – Khalesee modu.

  • İlk filime gönderme yapan sahne çoktu: Terminatörlerin 1984’e gelişi, Arnoldun gelişindeki çöp kamyonu ve uçuşan kağıtlar, Kyle Reese’in geldiği zamanki evsiz adam, kıyafet mağazası ve ayakkabı seçimindeki tabanına ayağını koyup seçme vb.
  • Bilgisayarla yapılan Arnold’u eski filimlerde de tutmamıştım, yine beğenmedim. İhtiyarda olsa gerçeğinin yerini kimse tutamaz. Zaten çakma Terminatör hemen öldü de kurtulduk.

Hilarious_Terminator__Genisys_trailer_doesn_t_understand_plot_of_Terminator

    • Terminatör 2’deki benim has adamım, sıvı metal T-1000, 1984 yılında birden ortaya çıkınca çok sevindim. Yeni Terminatör Robert Patrick’in yerini tutmamış (Özellikle o arabaların peşinden koşuşuna hasta oluyordum), kendiside farkına varmış olacak ki hemen öldü. Bu arada eski T-1000 kalan metal parçalarına yaklaşınca ayağına eklenirdi, yeni model arabayla giderken elini uzatarak topladı.
    • Adamım T-1000 (Robert Patrick)

      Adamım T-1000 (Robert Patrick)


      Çakma T-1000 (Lee Byung-hu)

      Çakma T-1000 (Lee Byung-hu)

    • Film bildiğiniz klasik Hollywood aksiyon filmi. Zaten giderken bunu tahmin ederek gitmiştim. Arnold olmasa sıradan denebilir.
    • Filimin farklı yanı yeni Terminatör’ün John Connor olması. Ben pek tutmadım aslında. Zaten pek bi özelliğide yok bence. En baba özellik T-1000’deydi bence. Burada bir ikilem daha var ama pek işenmemiş filimde. Sarah ve Kyle’ın oğullarını öldürmeleri gerek, ama o aslında bir Terminatör. Ayrıca o, yani oğulları, ölünce ileride öyle bir gelecek olmayacağı için, Terminatör olan John oğullarıda olmayacak vs. vs. vs.
      John'un bu hallerine bakmayın, sonradan Terminatör oluyor.

      John’un bu hallerine bakmayın, sonradan Terminatör oluyor.

    • Filimin en güzel yerlerinden birisi Arnold’un gülümsediği anlar. Niye gülümsediğini filme gidince anlamak daha hoş olur diye yazmıyorum.
    • terminator-genisys-photo-552bc861d9acb
    • İlk filimdeki gibi Sarah ve Kyle arasında aşk başladı ama filimin sonunda, dolayısı ile filimde hiç seks sahnesi yok. Bu arada Arnold’un olaya çiftleşme demesi ve teşvik etmesi hoş olmuş.
    • Hasta la vista baby.” Dünyada Terminatör 2’nin bu meşhur cümlesini bilmeyen yoktur herhalde. Bu filimde ise aklımda kalan cümle Arnold’ kendisi için söylediği “Eski, fakat antika değil.” cümlesi. Zaten bu filmde lakabıda “Moruk“.
    • Filimin sonunda Arnold sıvı metale düşüp T-1000 oldu, yani kolları kılıç oldu. Upgrade olmuş kendisi öyle söyledi. Devam filimi için hazırlık olsa gerek. (Burada aklıma derisi niye upgrade olmamış diye takıldı ama, sonra çakma Arnold gözümün önüne geldi düşünmekten vazgeçtim.)
    • Aklıma takılan Skynet devam filimlerinde nasıl canlanacak? Yani Terminatör filimlerinin konusu belli, sonuçta bir kısır döngü. Filimi üçleme yapacakları açıklandı, belkide doğru kelime o. Devam değil üçleme filimi.
    • Filimin özeti içinde geçen ve Kyle Reese’in kurduğu “John Connor artık insanlığın değil, Skynet’in son umudu.” cümlesi ile yapılabilir.

Filimi izleyeli iki gün oldu ve aklımda kalanlar bunlar. Sonuca gelirsek Terminatör hayranları için muhteşem, aksiyon sevenler için iyi, normal izleyici için eh işte seviyesinde. Son olarak bu kaçıncı Terminatör filimi ona gelelim. Resmi olarak Terminatör 5 ancak, 4. filimde Arnold yok. Dolayısı ile benim gönlümde Terminatör 4 olarak bulunuyor.

En sevmediğim Terminatör kim derseniz; kadına el kaldırmayan birisi olarak, kadın  öldürmeyeceğime göre kendisi T_X oluyor. Şaka bir yana kadından Terminatör mü olurmuş, bir kere etik değil deyip fotoğrafını paylaşıyorum.

Kristanna Loken namı diğer Terminatör T-X. Bir yüzüne bak bir de koluna. Sonuç kadıdan Terminatör olmaz.

Kristanna Loken namı diğer Terminatör T-X. Bir yüzüne bak bir de koluna. Sonuç kadıdan Terminatör olmaz. Ayıp!

Entelektüelin Kutsal Kitabı

EKK-kapak-4-baskı

“Entelektüelin Kutsal Kitabı” David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim tarafından yazılmış, B. Asım Tüccar tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Maya Kitap tarafından 2012 yılında yayınlanmış bir kitap. Ben şu anda yukarıda kapağını gördüğünüz 4. baskının e-kitap formatında olanını okuyorum. Bitirmeme az kaldı ve paylaşmak istedim.

Kitabın tanıtımı:

“Her biri kendi dalında uzman kimselerin rehberliğinde hazırlanan Entelektüelin Kutsal Kitabı, 7 farklı alandan 365 temel bilgi sunuyor. Her sayfasında senenin farklı bir gününe özel, ilgi çekici konulara yer vererek, okurlarına ciddi bir entelektüel birikim kazandırıyor.”

Kitabın tanıtımı yukarıdaki gibi yapılmış. Birer sayfalık Tarih, Edebiyat, Felsefe, Matematik, Bilim, Din, Güzel Sanatlar ve Müzik konuları hazırlanarak, 365 günlük bir okumanın sonunda kitabın bitirilmesi tavsiye edilmiş. Tabi kitap kurtları başlayınca durur mu! Kitabın 3. ve 4. sayfalarında “Günlük koşuşturmacadan insan zekasının seçkin dünyasına doğru bir kaçışı temsil eden” konuların okunma sırası şöyle planlanmış:

  • Pazartesi – Tarih
  • Salı – Edebiyat
  • Çarşamba – Görsel Sanatlar
  • Perşembe – Bilim
  • Cuma – Müzik
  • Cumartesi – Felsefe
  • Pazar – Din

Kitabı okuyunca yorumum:

Öncelikli olarak insanın zihnini açan faydalı bir kitap. Bana göre kitabın iyi ve kötü yanları ise şöyle;

İyi yanları:

  • Kitabı konusunda uzman olan personel hazırlamış ve Türkçeye çevrilme aşamasında yine konusunda uzman olan personelden destek alınmış. Kimler oldukları kitabın başında var.
  • Konular kısa, öz ve faydalı; çok gereksiz ayrıntılar yok.
  • Benim gibi sıradan bir insanın rahatlıkla anlayacağı ve sıkılmadan okuyacağı bir dili var.
  • Okudukça bildiğim pek çok konunun bilmediğim yanlarını öğrendim.
  • Her konunun sonunda “Ek Bilgiler” diye bir bölüm var ve ilginç bilgiler ile kitaba hoşluk katıyor.

Kötü yanları:

  • Kitabı hazırlayanlar “Batı Medeniyeti’ni” temsil ettiklerinden kitap daha çok onlara hitap ediyor. Aslında son 500 yılda hep onlar çalıştığına göre haklılarda.
  • İslama bakış açıları bana garip geldi. Hristiyanlığa bakar gibi bakmışlar. Örneğin Hz. Muhammed’in öğretileri diyor kitapta. Hz. kelimesi kitabın orjinalinde var mı acaba?
  • Görsel Sanatlar bölümü hariç bilmediğim bir konu yada tanımadığım insan yok gibi. Ayrıntılarını bilmesemde hemen her konuyu ya okulda ya kitaplarda gördüm ve az çok bilgi sahibiyim. Kitabın amacı yeni bir bilgiden çok fazla olmadan ayrıntı vermek.
  • Güzel Sanatlar ve Müzik konuları en azından benim ilgi alanıma giren yerlerden değildi.
  • En çok sevmediğim şeyi ise aşağıdaki cümlesi:

    Kur’an’da, çelişki olarak yorumlanabilecek çeşitli noktalar vardır; ama Müslüman bilginler bu “hataların” sadece Tanrı tarafından Hz. Muhammed ve tüm Müslümanlar’ın takip edecekleri makul bir gidiş yolunu açığa çıkarma girişimleri olduğunu iddia ederler.

    Kur’an kendisi çelişkilerden arınmış olduğunu ifade ediyor zaten, arkadaşlara bu bilgiyi kim vermiş? Hadi hepsini geçtim Türkçe baskısına destek veren Yrd. Doç. Dr. Fahri Maden niye birşey dememiş? En azından bir dipnot ile şerh koyabilirdi.

Özetleyecek olursak:

Herşeyine ilgiyle okunacak ve insanın kişisel gelişimine fayda sağlayabilecek bir kitap. Nerden alabilirsiniz? Tabiki cevap her yerden. Kitapyurdu’nda 18₺, D&R’da 14.40 ₺ ve babil.com’da 19,20 ₺ karşılığında satışta.

Kitabı beğenirseniz “Biyografiler” ve “Modern Kültür” diye devam serisi mevcut. Okumadığım için haklarında yorum yapamam.

Son olarak kitaptan rastgele bir konuyu paylaşıyorum. Yaşasın okumak!

Isaac Newton

Belki de hiç kimse, matematik, fizik ve astronomi alanlarına Isaac Newton’ın (1642-1727) yaptığı katkıdan fazlasını yapmamıştır. Zamanının en saygıdeğer dehası olarak bakılan Newton, şövalyelik nişanı verilen ilk bilim adamıydı. Hareket ve yerçekimi üzerine olan kuramları, yüzyıllarca aşılamadı.

Fakat Isaac Newton’un ilk zamanları, çok gelecek vaat etmiyor gibi görünüyordu. Bir İngiliz malikânesinde babasının ölümünden üç ay önce doğan Newton, o kadar küçük ve erken doğmuştu ki annesi, onu bir litrelik kaba sığdırabileceğini söyleyerek dalga geçerdi. Newton, annesini sadece iki yaşındayken kaybetmesine rağmen mucizevî şekilde bebeklik döneminde hayatta kalmayı başardı. Onu hiçbir zaman sevmeyen büyükannesi ve büyükbabası tarafından büyütülen Newton, ilkokulda çok kötü notlar aldı. Öğretmenleri onu “avare” ve “savruk” olarak tanımladılar. Ama aile işi olan çiftçiliğe hiç ilgi göstermemesinden dolayıda büyükbabası onu üniversiteye yolladı.

Newton Cambridge’te, Descartes, Boyle, Galileo, Kepler, Copernicus ve Euclid’in eserlerine çalıştı. Okul 1665’te vebadan kapandığı zaman Newton, eğitimli ve esin dolu bir zihin ile eve döndü. Sonraki iki yılda matematiği ve bilimi kökten değiştirmeye başladı. Gottfried Wilhelm Leibnitz ile eşzamanlı olarak ‘kalkülüs’e[8] büyük katkı sağladı. Newton, beyaz ışığın aslında görünen ışığın tüm farklı renklerinin bir birleşimi olduğunu önererek optikte ilerlemeler gerçekleştirdi. Ve belki de en önemlisi, zamanında Newton, hareketin üç yasasını geliştirmeye başladı: (1) Hareket halindeki bir nesne, dışarıdan bir kuvvet uygulanana kadar hareket halinde kalır, (2) bir cismi etkileyen bir kuvvet, ivmesiyle doğrudan orantılıdır ve (3) her eylem için eşit ama zıt bir tepki vardır.

Newton’un hareket yasaları, İlkeler kitabını yayınladığı 1687 yılına kadar halka açılmadı. Kitap, evrensel çekim yasasını da içeriyordu: Evrendeki her nesne, kütleleriyle doğru orantılı ve aralarındaki mesafenin karesi ile ters orantılı bir kuvvetle diğer bir nesneyi çeker.

EK BİLGİLER:

1. Newton’un yerçekimi yasası, Albert Einstein 1905’te ‘genel görecelilik kuramı’nı geliştirene dek geçerliydi.

2. Newton, bir zamanlar annesini ve üvey babasını, evlerini yakmakla tehdit etmişti. Sonraları bundan dolayı özür diledi.

3. Newton ve Leibnitz, kalkülüsü ilk olarak hangisinin geliştirdiği üzerine yıllarca birbirlerine kan davası güttüler.

4. Newton’un sonraki yılları, aklî dengesizliği yüzünden alt üst oldu. Ölümünden sonra, muhtemelen kimyada yaptığı sonuçsuz deneyleri dolayısıyla, vücudunda büyük miktarda cıva bulundu. Cıva, tuhaf davranışlarının nedeni olmuş olabilir.

En iyi teknoloji dergisi: “LOG”

Teknolojiyi oldum olası seven birisiyimdir. 1985 yılında ortaokulda ilk kez bilgisayarla tanışmamdan çok önce, Atari ve Tetris zamanından beri haşır neşir oluyorum teknoloji ile. Hesap makinesini (Casio fx500, Texas Instruments modellerini falan iyi kullanırdık) bilgisayar yerine kullanan bir nesilden geliyorum kısaca. Öyle uzman yada çok bilgili değil, kendi çapında ilgili birisiyim. Kimseye muhtaç olmadan, elimden geldiğince çevreme yardımcı olurum. Aldığım cihazı her şeyiyle inceler ve kendisini zorlarım.

Hayatımda teknoloji konusunda beni çok etkileyen, bakış açımı değiştiren bazı dönüm noktaları var. Örnek vermek gerekirse kendilerinden bir kısmı şöyle oluyor:

  • Orta okulda başına oturup kullandığım ilk bilgisayar,
  • Polifonik melodi ve renkli ekrana sahip cep telefonu ile tanışmam,
  • Windows XP,
  • Çevirmeli bağlantıdan ADSL’ye geçmek,
  • 2007’de Amerika’dan getiren birisinine ait iPhone’u, ilk kez elime alıp yılan oynayınca hissettiğim duygu,
  • LOG Dergisi.

Teknoloji dergileri:

Eskiden klasik Chip, PC Net (bence en iyisiydi), PC World gibi dergileri okurdum. Hatta Kıbrıs’tan dönünce dergilerin artık ek olarak CD yerine DVD verdiğini görünce moralim bozulmuştu. Sebebi ise benim DVD oynatıcım yoktu. Hey gidi günler hey.

2010 yılında bir arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde, üst üste duran dergiler gördüm ve alıp incelemeye başladım. Sadece iki farklı derginin pek çok sayısı vardı: “LOG” ve “Oyungezer“. İşte o günden beri 5 yıldır takip ettiğim tek teknoloji dergisi LOG. Arada sırada can sıkıntısından başka dergilerde aldığım oldu ancak sürekli olarak sadece LOG okuyorum.

LOG ile tanışmamı sağlayan Haziran 2010 sayısı.

LOG ile tanışmamı sağlayan Haziran 2010 sayısı.

 Her yerden okumak harika!

LOG dergisini okumamak için mazeret yok. Her platformda okuyabilirsiniz dergiyi (Kindle hariç). Ben;

  • iPad (okumak için ideal boyutta),
  • iPhone (ekran boyutundan dolayı sadece zorda kalırsam),
  • Bilgisayar (güncel yazıları),
  • Twitter (dergiden haberleri takip etmek)
  • Basılı olarak okuyorum. Kısaca ulaşamama, dergicide bitmiş falan mazereti yok.

Dijital LOG tamamen bedava! Hiç bir ücret yok ve ayrıca interaktif içerik sunuyor. Ben yinede ulaşabildikçe basılı olanını almayı tercih ediyorum. Türkiye’de dergi okuma alışkanlığı az, bende okumayı bitirince ortada bırakıyorum, böylece pek çok kişi dergiyi okuyor. Bir nevi hizmet sayılır. Diğer sebebi basılı dergi okumak hoşuma gidiyor.

Hemen deneyin!

Derginin tanıtımını yapmama gerek yok çünkü yukarıda belirttiğim gibi her platformdan ulaşabilirsiniz. iOS, Android, Windows Phone veya basılı olarak Haziran 2015 sayısına hemen ulaşabilirsiniz. Ayrıca bu ay 7. yaş günlerini kutluyorlar haberiniz olsun. Bir fikir vermesi için iPhone’dan aldığım son sayıya ait ekran resimleri aşağıda. Şimdiden iyi okumalar.

Kapak

Kapak

Derginin künyesi ve isminin anlamı.

Derginin künyesi ve isminin anlamı.

Derginin içinden.

Derginin içinden.

Buda benim evde çektiğim fotoğrafı.

Buda benim evde çektiğim fotoğrafı.

Hoşgeldin Ramazan!

Fotoğraf www.neyfa.com adresinden alınmıştır.

Fotoğraf http://www.neyfa.com adresinden alınmıştır.

BAKARA SURESİ 185: (Süleyman Ateş) Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidâyeti, doğruyu ve yanlışı ayırdedip açıklayan Kur’ân’ın indirildiği aydır. İçinizden kim o aya yetişir(ayı görür)se oruç tutsun. Kim hasta olur, yahut seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutsun. Allâh sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allâh’ı tekbir etmenizi ister. Şükredesiniz diye (size bu kolaylığı gösterir).

Yarın hayırlısı ile Ramazan ayının birinci günü ve ilk orucumuzu tutacağız. Bu akşam ilk teravihler kılındı, sahur hazırlıkları yapıldı. Ramazan ayının bütün İslam Alemine hayırlar getirmesini dilerim.

Not: Bugün 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hayatını kaybetti. Allah mekanını cennet eylesin. Beğenende olur beğenmeyende ama sonuçta bu ülkeye adanmış bir hayatı var. Tekrar Allah rahmet eylesin.

s-77c8a6fd7cd9f2c08dc75d36e891d332d8aa3ba3